Kızıldağ Milli Parkı

Konumu:
Akdeniz Bölgesi’nde Isparta ili, Şarkikaraağaç ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır.

Ulaşım:
Şarkikaraağaç’ a 5 km, Isparta’ya 120 km mesafededir.

Kaynak Değerleri:
Akdeniz Bölgesi orman kuşağından, İç Anadolu step bölgesine geçiş zonunda yer alan milli park, ilgi çekici morfolojik özelliklere sahiptir.

Milli parkın üzerinde yer aldığı Kızıldağ ile Beyşehir Gölü’nün kuzey kıyıları arasında uzanan dalgalı arazi üzerinde genellikle erozyonla aşınmış yer şekilleri görülmektedir. Alanın jeolojik yapısını, kalker kayaçlarından oluşan formasyonlar meydana getirir. Yenişarbademli’de bulunan Pınargözü Mağarası dünya literatürüne girmiş ender mağaralardan birisidir.

Milli parkın bitki örtüsünü kızılçam, karaçam, ardıç, sedir ormanları ve bozuk maki toplulukları meydana getirir. Bu ormanlar botanik özellikleri kadar, Şarkikaraağaç ve yakın çevresinin rekreasyonel ihtiyaçlarının karşılanması ile de önem taşımaktadır. Kızıldağ ormanlarının bol oksijen üretmesi nedeniyle milli parkın temiz havası solunum yolları rahatsızlığı bulunanlar için bir sağlık kaynağı olmaktadır. Ayrıca amatör dağcılar, 1840 m yükseklikteki Büyüksivri Tepe’ye tırmanarak dağ sporu yapabilirler.

Görünecek Yerler:
Kızıldağ Milli Parkı; sedir ormanları ve maki topluluklarının oluşturduğu flora çeşitliliğinin sergilendiği, Beyşehir Gölü’nün kuşbakışı gözlenebildiği doğal peyzaj çeşitliliğine sahip bir sahadır.

Mevcut Hizmetler:
Milli park içerisinde günübirlik rekreasyonel aktivitelerden piknik, tracking, doğa yürüyüşleri, uzun süreli rekreasyonel aktivitelerden de çadırlı ve karavanlı kamping yapılabilir.

Konaklama:
Çadır ile konaklama yapılabilir. Ayrıca sahada Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’ne ait bungalowlardan Tatil yapmak mümkündür.

Kovada Gölü

Konumu:
Akdeniz Bölgesi’nde, Isparta ili Eğirdir ilçesinde yer almaktadır.

Kovada Gölüne Nasıl Gidilir?
Isparta-Eğirdir-Konya devlet karayolundan ayrılıp güneye dönen 23 km’lik bir yol ile ulaşılmaktadır.

Kaynak Değerleri:
Kovada Gölü’nün meydana gelişi, Batı Toroslar’da görülen karstik göllere benzer. Havzaya düşen yağmur sularının fiziksel ve kimyasal aşınmasına eklenen tektonik yer hareketleriyle şekillenen göl, karstik tektonik bir polyedir. Eğirdir Gölü’nün güneye doğru uzantısı olan Kovada Gölü, sonradan aradaki dar vadinin alüvyonlarla dolması sonucunda bugünkü şeklini almıştır.

Tatlısu levreği (sudak), tatlısu istakozu ve sazandan meydana gelen göl faunası sayı olarak oldukça iyi durumdadır. Milli Parkın ana kaynak değeri olan kızılçam, meşe, çınar ağaçlarından meydana gelen bitki örtüsü ve parkın tabii güzellikleri, açıkhava da dinlenme ve kullanma potansiyeline katkıda bulunmaktadır.

Sahanın meydana gelişini hazırlayan karst morfolojisi; bakir doğanın araştırılması, yürüyüş, manzara seyretme, tırmanma ve basit kampçılık imkanı sağlamaktadır.

Gezilecek Yerler:
Milli parka adını veren Kovada Gölü, çevresindeki zengin flora gibi doğal peyzajın pek çok çeşidini sunan bir sahadır.

Mevcut Hizmetler:
Saha; günübirlik rekreasyonel faaliyetlerden doğa yürüyüşü uygun olup, primitif kamping de yapılmaktadır. Sahadaki kır gazinosu ziyaretçilere hizmet vermektedir.

Konaklama:
Çadır ve karavanla konaklama mümkündür. Sahada konaklama tesisi bulunmadığı için ziyaretçiler Eğirdir ilçesinde bulunan otellerden faydalanabilirler.

Kayseri Sultansazlığı

Konumu:
İç Anadolu bölgesinde, Kayseri İli, Yeşilhisar, Develi ve Yahyalı ilçeleri arasında ayrıca üç önemli turizm merkezinin ortasında yer almaktadır. Birincisi Kapadokya, ikincisi Erciyes Dağı ve üçüncüsü de Aladağlar Milli Parkıdır.

Ulaşım:
Milli park Kayseri İli, Develi ve Yahyalı ilçelerisınırları içerisinde yer almaktadır.

Kaynak Değerleri:
Tatlı ve tuzlu su ekosistemlerinin bir arada bulunduğu nadir bir ekosistem oluşu, nesli tehlikeye düşmüş veya düşebilir türlerinde yer aldığı 301 kuş türünün beslenme, barınma ve kuluçka alanı oluşu, Avrupa’da turna, flamingo, akbalıkçıl, kaşıkçı kuşlarının bir arada kuluçkaya yattığı tek alan oluşu kaynak değerlerini oluşturmaktadır.
Ağustos 2000 tarihinde, Sultansazlığı’nda uygulanmaya başlanan GEF II Biyolojik Çeşitlilik ve Doğal Kaynak Yönetimi Projesi kapsamında, Tabiatı Koruma Alanı sınırlarını ve koordinatları belli olan ayrıca yönetim faaliyetlerinin daha sağlıklı yapılabilmesi amacıyla sınır ve statü değişikliği çalışmalarına başlanmış ve 17/03/2006 tarihinde sınırları genişletilerek Milli Park olarak ilan edilmiştir.

Konaklama:
Sultansazlığı Milli Parkı içerisinde yer alan idare binası ve yakınında gözetleme kuleleri yer almaktadır.

İğneada Longoz Ormanları

Konumu:
Marmara bölgesi, Kırklareli ili, Demirköy ilçesi, Saka gölü mevkiinde yer almaktadır.

Kaynak Değerleri:
Milli Park ;Avrupa ölçeğinde çok sınırlı yayılışa sahip,korunabilmiş, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan en önemli subasar (longos) ormanların bulunması, İğneada ve çevresinde farklı ekosistemlerin bulunmasıdır (tatlı su, tuzlu su ekosistemleri). Avrupa çapında nadir ve eşsiz bir örneği ile zengin bir yaban hayatını ihtiva etmesi, delta, tatlı su bataklıkları, turba alanları, sulak saha ve orman ekosistemleri kaynak değerlerini oluşturmaktadır.

Karadeniz sahili boyunca Yıldız (ıstranca) Dağlarından Karadeniz’e doğru akan dereler, denize ulaşmadan göllerde ve bu göllerin bataklık alanlarında son bulur. Ancak önlerindeki kumul barikatı nedeniyle denizle irtibatları kesilen göl ve bataklıklar, ilkbaharda fazla gelen sularla şişerek geriye doğru taşar ve düz araziyi kaplarlar. Bu taşkın alanlar Longoz (su basar) alanlarını ve birbirinden farklı deniz, göl ve orman ekosistemlerini oluştururlar. Her mevsimde taban suyu seviyesi oldukça yüksek, organik madde bakımından zengin olan bu asidik topraklar, üzerinde gelişen ormanları tropikal ormanlara benzer bir şekilde süsleyerek, biyolojik zenginliği arttırmaktadır. Kızılağaç, Karaağaç, Dişbudak, Meşe, Gürgen, Kayın, Kara kavak, ak kavak, söğüt az sayıda ıhlamur ve gürgen sahada bulunmaktadır. Ayrıca Geyik, Karaca, Tilki, Kurt, Tavşan, Domuz, Yaban Kedisi, Kuğu, Yaban Ördekleri, Yaban Kazları, Çulluk, Tahtalı, Engerek kör yılan, Su yılanı vb.türler yaban hayatını oluşturmaktadır.

Gezilecek Yerler:
Erikli Gölü, Saka Gölü, Mert Gölü

Konaklama:
İğneada İlçesinde bulunan otellerde konaklama yapılabilir.

Munzur Vadisi Milli Parkı

Konumu:
Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Tunceli ili sınırları içerisinde yer almaktadır. Tunceli’ye 8 km uzaklıktadır.

Kaynak Değerleri:
Karasu ve Murat çöküntü alanları arasında yükselen Munzur Dağları’nın jeolojik yapısı, metamorfik, volkanik ve tortul kayaçlardan meydana gelir. Kuzeyde 3300 m’ye kadar yükselen bu dağlık alan, Mercan ve Munzur suyu vadileri ile büyük ölçüde parçalanmıştır. Mercan Vadisi’nin 1600 m’den yukarı kesimlerinde buzul gölleri, dağlardan Ovacık düzlüğüne gelindiğinde kaynayan gözeler, vadi boyunca dökülen küçük şelaleler milli parkın peyzajının ilgi çekici örnekleridir.

Milli parkta tepeler ve yamaçlar meşe ormanları ile kaplıdır. Vadi tabanında ise ceviz, kızılağaç, dışbudak, karaağaç, çınar, kavak, söğüt ve çalı türlerinden meydana gelen zengin bir bitki örtüsü görülür. Sarp ve dik yamaçlar ise çıplaktır.

Yaban hayatı; kurt, tilki, ayı, kınalı keklik gibi türlerin yanında dağ keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, vaşak, su samuru, çil keklik, keklik, kaya kartalı gibi nadir türlerin de barınmasına imkan sağlamaktadır. Munzur Vadisi ve Mercan Suyu’nda bol miktarda alabalık bulunmaktadır.

Gezilecek Yerler:
Mercan Vadisi’nin yukarı kesimlerinde buzul gölleri ve bu göllerin oluşturduğu peyzaj görüntüleri, Ovacık düzlüğüne inildiğinde kaynayan gözeler ve küçük şelale görülmeye değer kaynak değerleridir.

Mevcut Hizmetler:
Milli park içerisinde günübirlik rekreasyonel faaliyetlerden piknik, doğa yürüyüşleri ve isteğe bağlı olarak basit kamp yapılabilir.

Konaklama:
Ziyaretçilerin kendi imkanlarıyla primitif kamping imkanları söz konusudur.

Gölyazı - Apolyont

Bursa il sınırları içinde olmasına rağmen adı pek bilinmeyen ama bilenlerin de tarihi, balıkçıları, sıcak kanlı insanları ve doğal güzellikleriyle hep hatırladığı günübirlik gezinin ideal adresidir Gölyazı tarihi adıyla Apolyont…

Bursa’dan 42 Kilometre uzaklıkta, Bursa-İzmir karayolunun 37′inci kilometresinden güneye saptığınızda, yol sizi Ulubat Gölü’ne götürür.
Efsaneye göre, Marmara Denizi’nin güneyinde bulunan Odryses Çayı, Bandırma’dan denize dökülürmüş. Bugünkü Ulubat Gölü’nün olduğu yerde Apollonia Krallığı, Odryses Çayı’nın bulunduğu yerde de Melde Krallığı kuruluymuş. Melde Kralı, Apollonia kralının kızını oğluna istemiş. Ancak kız, bu izdivaca gönlü olmadığı için prensle evlenmemiş. Apollonia Kralı da kızını korumak için, bir tepe üzerinde saray yaptırarak kızını buraya saklamış. Bunun üzerine çileden çıkan Melde Kralı, oğluna istediği kızı alamamaktan dolayı kırılan onurunu onarmak için intikam alma yoluna gitmiş ve Odryses Çayı’nın yolunu değiştirip Apollonia kentinin bulunduğu topraklara akmasını sağlamış. Böylece tüm Apollonia toprakları sular altında kalırken prensesin bulundugu sarayın çevresi sularla çevrili birer ada olarak kalmış. İşte efsaneye göre Ulubat Gölü de böyle oluşmuş.

EKOLOJİK ÇEŞİTLİLİK
134 km’lik alanıyla Türkiye sınırları içinde orta büyüklükteki göllerden birisi olan tektonik Ulubat Gölü üzerinde, en büyüğü Halilbey Adası olmak üzere irili ufaklı dokuz adet ada bulunuyor. Ekolojik yönden bol besin içeren ve sığ bir göl olan Ulubat Gölü, yüzbinlerce su kuşuna beslenme ve barınma olanağı sağlıyor. Göl, bu özelliği nedeniyle “Su Kuşları Bakımından Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunması” için imzalanan Ramsar Anlaşması’yla koruma altına alınan önemli sulak alanlardandan biri. Pek çok göçmen kuşun uğrak yeri olan Ulubat Gölü’nde üreyen kuş türleri hayli geniş bir çeşitlilik gösteriyor. Küçük karabatak, alaca balıkçıl, kaşıkçı, küçük akbalıkçıl, erguvani balıkçıl, saz delicesi, bataklık kırlangıcı, mahmuzlu kızkuşu bunlardan bazıları Göl ve çevresi ayrıca göçmen kuşlar için önemli bir geçiş bölgesi. Tepeli pelikan, elmabaş patka, tepeli patka, çamurcun, kılkuyruk, gri balıkçıl gibi türler kış aylarını burada geçiriyor.

Ulubat Gölü’nün bu ekolojik zenginliği içinde en önemli yeri ise kuşkusuz gölde yetişen tatlı su balıkları alıyor. Sazan, İsrail Sazanı ve turna başta olmak üzere 10′u aşkın farklı türde balık avlanan gölde, 1980’li yılların sonuna kadar çıkarılan kerevit çok önemli bir gelir kaynağı iken, o yıllarda gölde bir mantar cinsi nedeniyle kerevit üremesi durmuş durumda. Yine de Türkiye’nin halen en zengin tatlı su balıkçılığı alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak, şimdilerde de göldeki diğer balık türleri, İsrail sazanının çok ve hızlı üremesi sonucu giderek tehdit altına giriyor ve ekolojik dengeyi olumsuz etkiliyor.
Ulubat Gölü üzerinde uzanan yarımadada, böylesine güzel bir tabiatın içine kuruludur Gölyazı (Apolyont). Sıcakkanlı güzel insanların yaşadığı Gölyazı sakinlerinin pek çoğu mübadele sırasında Selanik’den gelmiş ve buraya yerleştirilmişler. Hemen bütün kasabanın geçim kaynağı çok iyi tahmin edebileceğiniz gibi tatlı su balıkçılığı.

AİLELERİN GEÇİM KAYNAĞI; BALIK
Her sabah gün doğumuyla birlikte balığa çıkan gölyazı sakinleri, bu ekmek parası kavgasını ailecek yaparlar. Neredeyse bütün yarım adayı çevreleyen karaya çekilmiş sıra sıra dizili kayıklar, sabahın ilk ışıklarıyla gölün verimli sularına açılırlar tek tek. Eşleriyle birlikte ağ atarlar ve yine birlikte çekerler kısmetlerini gölün tatlı sularından. Üstelik kadınlar, balık avında erkekleri çoktan sollamış.

BALIK MEZATI
Gölyazı’da görülmeye değer bir başka şey ise açık alanda yapılan balık mezatıdır. Avdan dönen balıkçılar, ağlardan leğenlere boşalttıkları yüzlerce balıkla her gün sabah saat 11.00 ‘de mezata yetişirler. Pek çoğu halâ canlı olan balıklar orta yerde hoplayıp zıplarken açık arttırmayla alıcı bulur. Avlanan tüm balıklar, yarım saat içinde satılırken yaşanan heyecan ve atmosfer görülmeye değer. Mezat sonrasında ertesi gün için hazırlıklar başlar artık; ağlar onarılır, düğümler açılır, kayık motoru gözden geçirilir. Ve sonrasında işler bittiğinde, balıkçılar için kasabanın meydanındaki çınar ağaçları altında demli bir çay içme vakti gelmiştir artık.

AĞLAYAN ÇINAR
Yarımadaya girer girmez kasabanın meydanı çıkar karşınıza. Meydandaki çınar ağaçları sizi selamlarcasına uzatır kollarını. Bu çınarların en önemlisi ise “Ağlayan Çınar”dır. 740 yaşındaki ağaç, “anıt - ağaç” olarak özel koruma altında. Haftanın bazı günlerinde gövdesinden akan kırmızıya yakın sıvı, ağacın “Ağlayan Çınar” adını almasının nedenini de açıklıyor.
Gölyazı’nın sıcakkanlı balıkçılarıyla sohbet etmek, onları, eşleriyle birlikte balığa çıkarlarken kıyıdan uğurlamak için yarımada çevresinde kısa bir gezinti yapıyorum. 1 saatten daha az sürüyor bu yürüyüş. Üstelik bu gezinti boyunca Gölyazı’nın (Apolyont) tarihi dokusunu ve kalıntılarını da görme imkanı buluyorum.

APOLYONT KALINTILARI
M.Ö 5. yüzyıla kadar uzanıyor Gölyazı’nın tarihi. Uzun bir süre Bergama Krallığı hakimiyetinde kalan antik kent Apolyont, Roma devrinde Edremit’e (Adramytterion) bağlanmış. M.S. 3. yüzyıldaki savaşlarla tahrip olan antik kent, Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte yeniden bölgesel bir önem kazanmış. 14. yüzyılda Osmanlı egemenliğine katılan Gölyazı (Apolyont), bugünkü sınırları olan yarımada üzerinde yerleşmiştir.
Antik kentin bazı kalıntıları yüzeyde görülmekle birlikte buluntuların önemli bir kısmı Bursa Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Ulubat Gölü’ndeki adalardan biri olan Kız Adası’nda duvar kalıntıları görülebilen Apollon Tapınağı bulunuyor. Gölyazı’nın girişinde yer alan bir başka tarihi eser olan ve 19. yy’da inşaa edilen Hagios Georgios Rum Kilisesi ise üzerine düşen bir yıldırım sonucunda bir harabeye dönmüş olarak duruyor.

Gölyazı’yı gezmek, buradaki güzel insanlarla sohbet etmek için 6 saat ayırmak yetiyor ama Ulubat Gölü üzerinde gün doğumunu ve balıkçıların sabahın erken satlerinde başlayan av serüvenini izlemek için bu süreyi biraz daha uzatmak gerekiyor. Bir de kasabanın sakinlerinden kiralanan sandalla gezip günbatımını seyre dalarsa insan, işte o zaman Gölyazı’nın ruhuyla tanışıyor. Öyle ki, göldeki balıkları bile kıskanıyor insan…

Kırmızı Su

Dünyada sadece Denizli’nin Karahayıt beldesinden çıkan şifalı termal su halk arasında ”Kırmızı Su” olarak biliniyor. Suya kırmızı denmesinin sebebi ise içindeki maden oksitlerinin yeryüzüne çıktığı noktada kırmızı yeşil kil renkli traveltenler oluşturmasıdır. Denizlinin şifa ve turizm kaynağı kırmızı su türkiyede ve dünyada tedavi amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. Tedavinin gündeme gelmesiyle birlikte, Karahayıt’ta birbiri ardına onlarca termal otel ve tesis hizmete girmiştir.

Kırmızı su 58 santigrat derece yeryüzüne ulaşmaktadır. Doğal minerallerden oluşan termal çamurlar, tedavi ve güzellik amacıyla kullanılmaktadır. Kırmızı Suyun içinde; magnezyum, kalsiyum, karbondioksit, sülfat ve bikarbonat minarel bulunmaktadır ve tedavi için elverişlidir.

Termal banyolarda kullanılan kırmızı su; ortopedik ve nörolojik rahatsızlıkların giderilmesinde, romatizmal hastalıklarda, çeşitli cilt hastalıklarıyla, hipertansiyon, varis ve hemoroit tedavisinde önemli yararlar sağlar. İçildiğinde ise, gastrit ve mide ülserinde, müzmin kabızlık ve safra kesesi yetersizliğinde, kas yorgunlukları ve kemik erimesinde başarılı sonuçlar verir.

Hierapolis Antik Kenti

Hierapolis Antik Kenti; Denizli’ye 24 km. uzaklıktaki bir tepede yer almaktadır. Tepenin güney eteğinde Pamukkale travertenleri bulunmaktadır. Hierapolis şehrinin kuruluşu çok eskiye dayanmaktadır. Bergama kralı II. Eumenes tarafından M.Ö. 1 90 yılında kurulan şehre, efsanevi kahraman Telefos’un güzel karısı “Hiera” nın adına izafeten Hierapolis adını vermiştir. Hirapolis kutsal şehir anlamına da gelmektedir.
Hellenistik özellik taşıyan şehir, M.Ö.1 33 te Bergama kralı 3. Attalos’un vasiyeti üzerine Hierapolis, Bergama ile birlikte Romalılara geçmiştir. M.S. 1 7 de Roma İmparatoru Tiberius zamanında şiddetli bir deprem ile yıkılmışır. Yeniden inşa edilen şehir tamamen Roma karakterine bürünüp, M.S.II-III. asırlarda Roma İmparatoru Septimus Severisve Karakalla devirlerinde büyük bir refeha kavuşarak, altın devirlerini yaşamış ve Roma İmparatorluğunun ileri gelenlerinin sayfiye şehri olmuştur.

Özellikle antik tiyatrosu görmeye değer yerler arasında ilk sırayı almaktadır. Sütunların arası heykellerle süslenmiş olup, burada yapılan kazılar sırasında bol miktarda heykel bulunmuştur. Sahne arkasındaki duvarlarda ise mermer kabartmalar yer alır. En yukardan bakıldığında oldukça derin ve büyüleyici bir atmosferi ve hemen yanında Pamukkale gibi dünya harikası bir doğal güzellik yer almaktadır.

Adana daki Hoteller

Adana daki Hoteller
Yaz sezonu başlamadan önce adana daki hoteller sayfamızda sizlere bu yaz değişik hoteller tavsiye edeceğiz, tatile çıkmadan önce bize bi uğrayın.

Kayseri Hotel Ucuz Oteller

Kayseri Hotel Ucuz Oteller, Kayserideki hoteller, Kayseri deki Oteller en ucuz olanları

Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi ile bilinen şehrimiz Kayseri de gezmeniz görmeniz gereken yerler var, sizlere Kayseri deki hoteller den tavsiye ettiklerimğiz;

Hotel Almer - Kayseri Hotel
Kayseri şehir merkezinde bulunan Hotel Almer, havaalanına 6 km, Kayseri otogarına 8 km, Erciyes kayak merkezine 22 km uzaklıktadır, toplam 75 odasu bulunan Hotel Almer in 80 kişilik restaurantı ve 50 kişilik toplantı salonuda mevcuttur.

Bent Hotel - Kayseri Hotel
Bent Hotel kültürel ve doğal zenginliklerin buluştuğu Kayseri şehir merkezinde olup, Kayseri Erkilet havaalanına 8 kilometre, Otobüs terminaline 2 kilometre, Tren garına ise 800 metre mesafededir, Kayserideki hoteller den en uygun olanlarından olnan Bent Hotel de uygun fiyata lüks bir tatil yapabilirsiniz.


İstanbul boğazında yat kiralayıp tur yapmak isteyenler için Boğaz Turu ve yat kiralama tavsiyemizdir.